Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
kurmaca biyografiler, 18.01.2018

Defalarca başladığım, defalarca yarım bıraktığım kitap…
Hafta başı bir kez daha başladım. Altını çizerek, içe bakış sorularını yanıtlayarak, önemli bulduğum satır başlarını her an elimin altında taşımak için anahtarlık şeklindeki cep defterine notlar alarak okuyorum. Bitmek üzere.
Birinci bölümde şöyle sesleniyor Hal Edward Runkell okura:
Ebeveynler dünyanın her yerinde yaşamlarının en zorlu mücadelesini veriyor. Karşılıklı saygı ve dayanışmaya dayalı sevgi dolu bir aile ortamı yaratmaya çalışmak. Ve bunu sorumsuzluğu ve rahatına düşkün olmayı öven bir toplumda yapmaya çalışıyorlar. Doğal olarak kendilerini hiç olmadıkları kadar endişeli hissediyorlar. Çok yoğunlar ve takdir görmüyorlar. Bence yardıma ihtiyaçları var.
Bu kadar içeriden sesleniyor Runkell bize. İçimizdeki yorgun, telaşlı, odağını yitirmiş ebeveynin yanında yer alıyor. Bay Mükemmel olmaya soyunmuyor. Kendi hatalarına da yer veriyor. Her bölümün sonunda örnek hikâyeler üzerinden ebeveynleri durum ne kadar karmaşık görünürse görünsün sakin kalmaya, “ben” dilini kullanmaya, bakış açısını değiştirmeye (çocuklarınızdan sorumlu değilsiniz, çocuklarınıza karşı sorumluluklarınız var) davet ediyor. En önemli vazifemizin ailedeki “sakinleştirici otorite” olmayı hedeflemek olduğunu söylüyor ve bunun yollarını anlatıyor. Kitapta pek çok alt başlık var. İşte bazıları:
Kendinize odaklanın.
İyi bir ilişki kurmak isteyenlerin en büyük düşmanı duygusal tepkilerdir.
Çocuklarımızdan sorumlu değiliz fakat onlara karşı sorumluluklarımız da anlayabildiğimizden çok daha fazla.
Çocuklarımız üzerinde etki bırakmak istiyorsak, önce kendi üzerimizdeki kontrolümüzü yeniden kazanmalıyız.
Başkalarının verdiği karşılık nedeniyle duygularımızın üzerindeki kontrolümüzü kaybediyoruz.
Çocuklarınız sabrınızı taşırmaz, sihirli düğmelerinize basmaz ve sınırınızı zorlamaz. Onlar kesinlikle bu kadar güçlü değildir.
Duygusal tepkilerinize siz karar verirsiniz. Her zaman bir seçeneğiniz vardır.
Sakinleştirici otorite olmak neden bu kadar önemli? Çocuklarımıza bağırdığımızda gerçekte neyi haykırıyoruz? Bunun cevabını da veriyor, Runkell:
Çocuklarımıza bağırdığımızda duygusal olarak pasif duruma geçeriz ve tek bir mesaj veririz: BENİ SAKİNLEŞTİR! … 
Böyle davranarak onların bize itaat etmemelerini ya da dinlememelerini kaldıramadığımızı söylüyoruz. Baş edemiyoruz  ve aklımızı kaçırıyoruz. 
“Bunu yaptığına inanamıyorum!”
“Aklından ne geçiyordu senin?”
“Seninle konuşurken yüzüme bak!”
Bunların yerine dilediğiniz kelimleri koyun, mesajınız değişmez: Uzlaşman gerekiyor yoksa kendimi kaybedeceğim. Ve kendimi kaybettiğimde yine senin boyun eğmen gerekecek yoksa sakinleşemeyeceğim. Bütün duygusal tepkilerim sana bağlı. 
İtiraf etmesi zor ama tablo bu. Ailenin duygusal hayatını, ailenin en az olgun kişisinin büyüme sancılarına, isteklerine ve zaaflarına teslim etmek istemiyorsak, Hal Edward Runkell’ın Şiddetsiz İletişim temelli ebeveynlik önerilerine kulak vermek de, uygulamaya çalışmak da fayda var.

Fatma Erişken Aluç
Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
Sinemasever Anne, 10.2017

Kitabı alırken tereddüt ettim; Celil Ediz daha 16 aylık, henüz bağıracak kıvama gelmedim. Ama ileride lazım olacağını bilerek arşive ekledim. Oğlum da sağ olsun kitabı bitirmeden ağlama krizlerine başladı J 182 sayfalık kitabın yazarı Hal Edward Runkel’dir. Evlilik, aile terapisti ve ilişki koçudur. İki çocuklu bir baba olması da zaten tecrübelerin sayfalara aktığını ispatlıyor. Çevirmenliğini Ebrar Güldemler’in (iyi ki çevirmiş) üstlendiği kitap Aganta Yayınevi’nden çıkmıştır.

Kitap dört ana bölümden oluşuyor: “Çocuklarınızın Gerçekten İhtiyaç Duyduğu O Havalı Ebeveyn Olmak”, “Soğukkanlılığınızı Korumak Alan Yaratmaktır”, “Sakin Kalmak Yer Yaratmaktır”, “Kendinizi Harekete Geçirmek”.

Celil Ediz ilk kelimelerini söylediğinde sevinç çığlıkları atıyorduk. Bir iki kelimeden sonra “Hadi” demeye başladı. Dalga geçer gibi hem de sürekli hadi hadi hadiii. Doktor kontrolünde durumu anlattık ve doktoru “E tabi bebeğin yanında 1000 defa hadi derseniz olacağı budur” diye tersledi. Meğerse haklıymış, fark etmeden sürekli diyormuşuz. Bu durum yanlış yolda olduğumuzun ilk kanıtıydı. Hal Edward Runkel de kitabında anne babalara sadece bağırmamak gerektiğini söylemiyor; bağırmak sadece sesle değil tavrınızla, bakışlarınızla, yaklaşımınızla, hatta sessizliğinizle de oluştuğunu vurguluyor. Sorun bağırmak değil gerilim yaratmak aslında. Bunu da çoğu kitapta olduğu gibi örneklerle, danışanlarının başlarına gelenlerle kanıtlıyor.

Kitabı bitirdiğinizde asla bağırmayan anne baba olacağınız diye garanti verilmiyor çünkü bunun formülü sadece sizde! Doğrusu da bu, yıllardır çözülemeyen hemen herkesin başına gelen şeyin formülü olsa herkes yapardı. Runkel şunu vurguluyor: Sakin kalarak çocuk büyütün! Sorunlu olan çocuklar değil, sizsiniz çünkü sakin kalmak sizin göreviniz. Bu sayede çocuğunuzu da sakinleştirme ve olayı büyütmeden çözme eğiliminde olacaksınız. Siz kendinizi kontrol edemezseniz çocuğunuza karşı sorumlu da olamazsınız. Zor mu? Bence çok zor ama imkansız değil. Yazdıkları elbette bazı eğitimlere, kitaplara ters düşüyor; gene de mantıklı olduğu aşikar. Celil Ediz’de denemeye başladım. Şimdilik çook küçük olsa da ağlama krizlerinin temelleri atılırken bu tavsiyeler işe yarıyor. Kitap boyunca bu sakinliği nasıl koruyabileceğiniz, neler yapıp yapmamanız gerektiği, çocuğunuza nasıl alan yaratabileceğiniz anlatılıyor.

Kitapta en sevdiğim, altını bastıra bastıra çizdiğim bölüm ise şu an benim en çok ihtiyacım olan şey: Dördüncü bölümdeki (Kendinizi Harekete Geçirmek) “Oksijen Maskesini Önce Kendinize Takın”! Uçaktaki uyarıyla birebir aynı mantık: Kendinizi kurtaramazsanız çocuğunuza faydanız olmaz! O yüzden önce kendinize iyi bakacaksınız, kendinizle ilgileneceksiniz, akıl sağlığınızı koruyacaksınız ve hatta BENCİL OLACAKSINIZ! Türk gelenek ve göreneklerinde bunu söylediğinizde (annem dahil) verilecek cevap şudur: “Aman ne demek bunaldım, sıkıldım! Allah sana sağlıklı sıhhatli bebek vermiş, daha ne istiyorsun?”. Yazar eğer kendinizi sevmezseniz ve kendinize iyi bakmazsanız sakin kalmanız da zordur. Sakin kalamadıkça da o meşhur sesli/sessiz/duygusal bağırmalar devam edecektir. Ne dersiniz, haksız mı?

Kitabı sadece anne baba olarak değil; eşinizle, ailenizle, çevrenizle, iş hayatınızla ilgili de okuyabilirsiniz. Sakin kalma desturu tüm ilişkilerinizi olumlu etkileyecektir. Okumalı, okutmalısınız.

Bürkem Cevher
Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
Agos, 11.09.2017

Hepimiz çocuklarımızı sevgi dolu, huzurlu ve mutlu bir aile ortamında büyütmek istiyoruz. Ne yazık ki çocuklarımızın gelecekleri için o kadar endişeliyiz ki bu endişelerimizi çocuklarımıza yansıtarak endişelerimizin acısını çoğu zaman yine çocuklarımızdan çıkartıyoruz. Hal Edward Runkel’in Aganta Kitap’tan çıkan ‘Bağırmayan Anne Baba Olmak: Sakin Kalarak Çocuk Büyütmek’ isimli kitabı tam da bu soruna parmak basıyor.

Runkel’a göre, “Tüm yapmanız gereken sakin kalmak.” Elbette bunu söylemek çok kolay. Çocuklar ailelerini çileden çıkartma konusunda oldukça maharetliler. Çoğu zaman işler kızıştığında ne yapacağımızı bilemeyiz ve kendimize hakim olamayız. Ya avaz avaz bağırmaya başlarız ya da çocuklarımızla aramıza mesafe koyar onlardan uzaklaşırız. Bazen de çocukların ağlamalarına, mızmızlanmalarına ya da çığlık atmalarına dayanamaz pes ederiz ve taviz vermeye başlarız. Oysa Runkel bu tepkilerin her birini ‘bağırma’nın farklı türleri olarak nitelendiriliyor; ne yazık ki bunların tümü de çocuklarımızla ilişkimizi zedeleyen davranışlar.

Döngüyü kırmak 

Çocuklarımız sözümüzü dinlemediği zaman çoğunlukla sinirleniriz. Ancak biraz düşünelim: aslında niçin sinirleniyoruz? Otoritemizi kabul ettiremediğimiz için mi? Bizim istediğimiz gibi davranmadıkları için çocuklarımıza bir zarar geleceği endişesi mi böyle duygusal tepkiler vermemize neden oluyor?

Biz ebeveynler çocuklarımızın bizim istediğimiz şekilde davranmalarını istiyoruz. Oysa çocuklarımız robot değiller. Onların da istekleri, tercihleri ve kişilikleri var. Bağırarak, çocuklar üzerinde güç uygulayarak bir dereceye kadar bize itaat etmelerini sağlayabiliriz. Ancak bir noktadan sonra işler kontrolden çıkar. O zaman da evde bağırış, ağlama, huzursuzluk eksik olmaz ya da çocuklarımız kendi arzularını ve fikirlerini dizginleyen, her zaman kendilerine söyleneni yapan silik kişiliğe sahip bireyler olurlar. Her iki durum da kimsenin yararına olmaz.

Runkel’e göre bir davranış sürekli tekrarlanıyorsa ebeveyn çocuk ilişkisi bir döngüye girmiş demektir. Bu durumda genellikle çocuklarımıza odaklanıp onların davranışlarını değiştirmesini bekleriz. Oysa bu döngünün iki tarafı vardır: ebeveynler ve çocuklar. Sonuçta, devam eden bu soruna ebeveynler de katkıda bulunmaktadır. Bu döngüyü çocukların kırmasını beklemektense kendi üzerimize düşeni yaparak, yani sakin kalarak kendi duygusal tepkilerimizi kontrol edersek, var olan soruna farklı bir açıdan yaklaşır daha soğukkanlı çözümler elde edebiliriz.

“Kontrol altında olmayı öğrenmek kararlarınızı almadan önce, aldığınızda ve aldıktan sonraki tüm sorumluluğu üstlenmek anlamına gelir,” diyor Runkel. Öncelikle yetişkin olmalı ve kendi davranışlarımızın sorumluluğunu almalıyız, bu şekilde çocuklarımıza da örnek olur onların da kendi tercihlerini daha sakin bir şekilde gözden geçireceğini umabiliriz.

Özgürleştiren sınırlar

Kendi ebeveynlerimizin katı disiplinli eğitim anlayışına tepki olarak bizim neslin ebeveynleri çocuklarını çok daha özgür yetiştiriyor. Ne yazık ki kuralların olmadığı ya da çok az olduğu evlerde büyüyen çocuklar istedikleri her şeyi istedikleri zaman yaptıklarında sandığımız kadar mutlu olmuyorlar. Mutsuz oldukları için de sürekli öfkeli oluyorlar. Oysa her çocuğun aile içindeki yerinin, yani sınırlarının ve sorumluluklarının daha net olduğu ailelerde çocuklar daha huzurlu büyüyorlar. Kendi özgürlüklerinin, başkalarını rahatsız etmeye başladığı noktada bittiğini öğrendikleri için de nerede ne şekilde davranacaklarını daha iyi biliyor, sosyal ilişkilerinde de daha başarılı oluyorlar.

Peki ya doğru davranışı sergilemediklerinde ne yapmalıyız? Runkel’e göre çocuklar kural ihlallerinin küçük sonuçlarına ne kadar maruz kalırlarsa, büyük hatalar yapmamaya başlar ve daha büyük sonuçları da daha az yaşarlar. Hatalardan ders almak çocuk eğitiminin en önemli bölümüdür; ödevini yapmayan bir çocuğun o dersten alacağı düşük bir not ileride daha büyük hatalar yapmasına engel olur. Ancak en önemli kural tutarlı olmaktır; yani verdiğimiz sözü tutmak, verdiğimiz kararda sonuna kadar direnebilmektir.

“Ebeveyn çocuk ilişkisinde otoriteyi sağlamanın en verimli yolu sonuçlara katlanmalarına daima izin vermek. Fakat karar vermeden önce sakince düşünmeniz gerekiyor. Böyle yaparak kararlarınızın sağduyulu, gerçekçi ve herkesin büyümesine hizmet eden türden olmasını sağlıyorsunuz,” diyor Runkel. Sonuçta yine en başa dönüyoruz. Öncelikle kendimize odaklanmalı, sakin kalmayı başarmalı ve otoriteyi sağlarken de vereceğimiz kararlarda tutarlı olmalıyız.

Kişisel gelişim kitaplarından fazla hoşlanmayan biri olarak ben bu kitabı çok sevdim. Farkında olmadan yaptığım kimi hatalarla yüzleşmek zorunda kaldım ve sakin kalabilme yönünde çok değerli bazı fikirler edindim. Kitap her ne kadar ebeveynler için tasarlanmışsa da kişisel ilişkiler hakkında da pek çok ipucu veriyor. Sakin kalmak isteyen herkesin beğeneceğini düşünüyorum.

IMAG9129-01

Ebrar Güldemler
Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
Blogcu Anne, 14.04.2017

Bağırmayan Anne Baba Olmak mı?! Dünyanın en kısa fıkrası olmalı. Tam bir “hihieved”! Sakin kalarak çocuk büyütmek mi? İnsan kitabın adına bakınca bir mucize bekliyor sahiden…

Önce baştan anlaşalım, hiçbir kitap o mucize çözümü sunmaz bize. Terapiler, eğitimler, kitaplar… Hiçbiri. Üstelik gerçekten konuya vakıf olanların genel yaklaşımı, “kendimize odaklanmak” olur. Benim kendi terapi sürecim de bu yola çıkmıştı. Çocuklarımla yaşadıklarımız da, diğer herşey gibi, kendime odaklandıkça ve “manayı kendimde ara”dıkça yoluna girdi, daima.

Bağırmak sadece ses yükseltmek demek değilmiş mesela, kitap önce bunu anlatıyor. Hani çocuklarımızla -hatta başka insanlarla da- girdiğimiz ve çıkamadığımız bir gerilim döngüsü var ya, sessiz de olabilir, tam olarak ondan bahsediyor. İnsanı tüketen sessizlikler de bir tür bağırmak çünkü aslında. Olayların, ilişkilerin o noktaya gelmeyeceği bir hayat hepimizin ihtiyacı olan.

Yazar Hal Runkell idealist bir adam, dünyayı tek tek ve ilişki ilişki sakinleştireceğine inanıyor. Bu konuda seminerler veriyor, kitaplar yazıyor. Tam da bu sebeple kitap çocuksuz insanların da okumaktan hoşlanacağı türden bir kitap olmuş. Yeğeniniz, arkadaşınızın çocuğu, torununuzla kurduğunuz ya da tüm diğer ilişkilerinizde işinize yarayacak şeylerden bahsediyor. İşte bu kitabı diğer ebeveyn kitaplarından ayıran tam olarak bu. Çocuğumuzu üç günde nasıl muma çeviririz, nasıl en kısa sürede uyumayı öğretiriz, yemek yediririz gibi konulara takılmıyor. Çünkü zaten bunlar hep geçici çözümler ve her yeni yaşla, dönemle ve her hatta çocukla (bir kardeşte işe yarayan diğerinde yaramayabiliyor) yeni yeni kitaplara, çözümlere ihtiyaç duyuyorsunuz. Tam aksine, kendimize dönmemizi, değişimi kendimizde başlatarak ilişkilerimizde istediğimiz devrimi gerçekleştirebileceğimizi söylüyor.

Her bölümün sonunda “İçe Bakış Soruları” var. Ben en çok “Büyümek Zordur, Özellikle de Yetişkinler İçin”bölümünü sevdim. Çocukların neden düğmelerimize basıp durduklarını ve tepkilerimizi nasıl ölçülü hale getirebileceğimizden söz ediyor. Arada yazarın kendi danışanlarıyla yaşadığı deneyimlerden oluşan hikayeler var. Kendine has bazı yaklaşımları var, mesela “çocuklarımızdan sorumlu olmak”yerine; “çocuklarımıza karşı sorumlu olmak” diyor. “Sakinleştirici otorite”, “eldiven atmak” ve “alan yaratmak” gibi yaklaşımlarını çok sevdim ve her ilişkiye uygulanabilir buldum. “Varacağınız noktayı aklınızda tutmak ama sonuçları kendi haline bırakmak” gibi bana çok iyi gelen öneriler öğrendim. Sanırım sonsuza kadar anlatabilirim.

Velhasıl; ben gerçekten tek bir ebeveyn kitabı okuyacak olsaydım bu kitabı seçerdim. Herkese “kesin oku, kesin kesin!” dediğim bir kitaptı… Tam da bu yüzden, bu kitabı tercüme etmeyi çok istedim, ne mutlu ki Aganta Yayınları da inandı kitaba ve şimdi raflarda.

Benim kendi yolculuğumun harika bir dönemine denk geldi. Hayatın istediğim yöne aktığı bir zamandı, verimli saatler geçti kitapla… Bu beni mesleğimde de çok geliştirdi. Dünya tatlısı ve işinin ehli bir editörle çalışma şansım oldu, metin gitti geldi, üzerine konuştuk, düşündük, incelikle ve özenle çalıştık. Umarım beğeneceksiniz Türkçesini de.

Yazarın devam niteliğinde bir de “Bağırmayan Karı Koca Olmak” isimli bir kitabı var. Mümkün müdür, ne dersiniz?

Kaan Karadeniz
Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
Gri Sayfalar, 27.05.2017

Bağırmayan Anne Baba Olmak, her anne babanın hayalini kurduğu aile ortamını oluşturmasına yardımcı olmak için yazılmış bir kitaptır. Bu aile ortamı iletişim oldukça güçlü olduğu, herkesin birbirini anlayışla karşıladığı ve kimsenin birbirine öfkelenip kızmadığı bir aile yapısıdır. Bana da oldukça ütopik gelen bu durumu anlatmak için yazar fikirlerini ve yöntemlerini kitabında paylaşarak bunun mümkün olduğunu göstermek istemiş.

Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel tarafından yazılmış bir eğitim kitabıdır. Kitabın konusu anne ve babanın bağırmadan çağırmadan çocuk yetiştirmesine yardımcı olmaktır. Çocuk yetiştirme konusunda farklı fikir ve yöntemlere ihtiyaçların beğenebileceği bu kitap, Ebrar Güldemler‘in çevirisiyle Aganta Kitap tarafından yayınlanmıştır.

Bağırmayan Anne Baba Olmak – Kitabın Konusu

Bağırmayan Anne Baba Olmak, aile içi iletişime yeni bir bakış açısı getirmeye çalışmaktadır. Bağırmayan bir ebeveyn olabilmek sadece konuşurken sesin şiddetini azaltmakla ilgilidir. Bağırmayan bir ebeveyn olabilmek duygusal reaksiyonları sakinleştirmek ve çocukların davranışlardan daha çok kendi davranışlarına odaklanmayı gerektirmektedir.

Kitap anne ve babaların iletişim veya çocuk eğitiminde asıl düşmanlarının duygusal hareketler olduğunu belirtmektedir. Anne babaların çoğunlukla kendi çocukluklarını yetiştirmekte olduğu çocuklara yansıttığını öne sürmektedir. Kitap aynı zamanda çocuk bakmanın çocuklarla ilgili bir şey değil anne ve babayla ilgili bir durum olduğunu ifade etmektedir.

Güçlü İletişimle Sakin Aile Yapısı

Kitabı oldukça sevdim çünkü her anne babaya çocuk yetiştirme konusunda yol göstermektedir. Genel olarak çocuk yetiştirirken yaşanılan sıkıntıların başında çocukla kurulan iletişim gelmektedir. İletişim ne kadar zayıfsa çocuğun geleceği bir o kadar zayıf olmaktadır.

Bu kitap bahsi geçen “zayıflığı” gidermek için anne ve babalara iyi bir fırsat sunmaktadır. Çocukla iletişim kurma, onları anlama ve onları anladıktan sonra davranışları düzeltme gibi pek çok konuda kitabın sana iletebileceği mesajlar bulunmaktadır. Kitap gerçekten yenilikçidir çünkü sıradan yöntemlerin aksine daha temelden ve daha derinden okuyucusunu bilgilendirerek harekete geçmesini sağlamaktadır.

Anne veya baba ile çocuk arasındaki iletişimde büyüme ve gelişim tek taraflı değildir. Kitabın vermek istediği en önemli mesajlardan birisi budur. Yazara göre anne ve baba sakin kalmayı başardığı sürece çocuğuna örnek olabilmektedir. Çocuklar anne ve babanın sinir uçlarına dokunduğunda verilecek tepkileri iyileştirmeye çalışırken çocuklarla birlikte aynı zamanda anne ile baba da kendini geliştirmektedir.

Bağırmayan Anne Baba Olmak – Tavsiye Durumu

Bağırmayan Anne Baba Olmak isimli bu kitabı okumanı tavsiye eder miyim? Her anne babaya şiddetle tavsiye ederim. Çocuk yetiştirme konusunda belki kitaplardan güç almak sana doğru gelmeyebilir ama bu kitap sana neler yapman gerektiğini adım adım gösteren bir kitap değildir. Bu kitap çocuğun ile aranda olan iletişim bağını farklılaştırarak çift taraflı gelişime imkan tanımana yardımcı olmaktadır.

Hal Edward Runkel tarafından yazılmış olan bu kitabı okuduktan sonra yazarın diğer kitaplarına göz atmayı düşünebilirsin. Yazarın dilimize çevrilmiş olan başka kitabı bulunmamaktadır. Dolayısıyla yazara ait önerebileceğim başka bir kitap yoktur.

Ebrar Güldemler
Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
Hürriyet Kitap Sanat, 18.05.2017

“Bağırmayan Anne Baba Olmak” sahiden mümkün mü? Denemeye değer. Yazar Hal Edward Runkel, dünyayı tek tek ve ilişki ilişki sakinleştireceğine inanıyor. Bu konuda seminerler veriyor, kitaplar yazıyor. Bu kitap da bu yaklaşımın ebevenylikte uygulanabilir halini anlatıyor.

Hal Edward Runkel’ın orijinali ‘Screamfree Parenting’ başlığını taşıyan ‘Bağırmayan Anne Baba Olmak’ adlı kitabı Aganta Kitap tarafından yayımlandı. Hepimizin hayali. Ses yükseltmeden, gerilmeden, tehditler savurmadan, uygulamanın mümkün bile olmadığı cezalar vermeden ebeveynlik yapmak… Peki ebeveynlik kitaplarından sıkılmadık mı artık?

Hayır sıkılmadık. Çocuklar doğuruyor ve çocuklara bakmak için deliriyoruz. Anneler Instagram’da çocuklarının her ânını paylaşma hezeyanı içinde. Organik beslenmeler, bebeklerin psikolojisi, uyku stratejileri, sağlıklı olan her ne varsa ve özen özen özen…
Yıllar önce önyargılarla elime aldığım kitabın orijinalini hayranlıkla yerine bırakmıştım demeliyim önce. Sonra da ilginçtir, Türkçeye çevirmek bana nasip oldu. Yazar Hal Runkel dünyayı tek tek ve ilişki ilişki sakinleştireceğine inanıyor. Bu konuda seminerler veriyor, kitaplar yazıyor. Bu kitap da tüm bu yaklaşımın ebevenylikte uygulanabilir halini anlatıyor. Bağırmanın elbette sadece ses yükseltmekten ibaret olmadığını söylüyor. Tüm ilişkilerimizde geldiğimiz gerilimli bir döngüden bahsediyor. İşte o döngüden çıkmanın ve hatta işleri hiç o noktaya getirmemenin yolu burada…
Elbette, hiçbir kitap umduğumuz o mucize çözümü sunamaz ama bu kitabı diğerlerinden ayıran; kendimize odaklanmayı, kendimizi sakinleştirmeyi öğretiyor oluşu… Böylece önce çocuklarımızla, ardından diğerleriyle istediğimiz türden sakin, saygılı ve dengeli bir ilişki kurabileceğimizi gösteriyor. Yazarın terapist olması yine teröpatik sürece özgü bir üslup kazandırıyor kitaba. Mesela her bölümün sonunda ‘İçebakış Soruları’ var. Bu sorular bazen zor olsa da durup düşünmenizi, kendinize bakmanızı sağlıyor. İlk defa bir kitap “çocuğunuzu üç günde muma çevirmenin yolları”nı göstermeyi denemek yerine, kendimize odaklanmaktan bahsediyor.
“Neden böyle yapıyor bu çocuk?” sorusu bütün annelerin karşılaştığı bir sorudur. Yanıtını bu kitapta buldum. Çocuklar düğmelerimize basıp durur ve tepkimizin değişmeyeceğini görmek istermiş meğer. Ortalama 457 kere aynı soruyu sormalarının, aynı sınırı zorlamalarının nedeni buymuş.
Yine kitaba özgü bir yaklaşım: “Çocuklarımızdan sorumlu olmak” yerine “çocuklarımıza karşı sorumlu olmak.” Onlardan ve onların davranışlarından sorumlu olmadığımızı, sadece onlara karşı ebeveyn olarak sorumlu olduğumuzu söylüyor yazar. Bunların hepsi üstüne düşünmek ve denemek kişisel yolculuğumuzu da şifalandırıyor. Neredeyse bütün ilişkilerinizi gözden geçiriyor, kendinize odaklanmanın ve değiştirebilmenin gücünü hissediyorsunuz.
“Başkalarının verdiği karşılık nedeniyle duygularımızın kontrolünü kaybediyoruz.” Bu söz size ne ifade ediyor? Bundan sıyrılmanın yolunu bilen var mı? İkinci bölüm bu konuyla ilgili. Sakin kalmanın dalga dalga neleri değiştirebileceğiyle ilgili. Üçüncü bölümde, “Önce siz büyümelisiniz” mesajını alıyoruz. Çocuk büyütmenin aslının büyümekten geçtiğini öğreniyoruz. Eğer sizin büyümeye niyetiniz yoksa çocuğunuzu büyütürken biraz perişan olacaksınız, çocuk da olacak. Ama siz bir yetişkin olarak büyümeye karar verirseniz, önce siz bütün ilişkilerinizde ve özellikle çocuğunuzla ilişkinizde ve bütün aile olarak bir dönüşüm yaşayacaksınız. Ve bu öyle bir dönüşüm ki, kalıcı, yapıcı, mutluluk ve sakinlik getiren bir sihirli değnek âdeta.
Evet büyük konuşacağım, bütün hayatım boyunca çocuğumu yetiştirmek üzere okumak için bir tek kitap okuma hakkım olsa hiç kuşkusuz bu kitabı seçerdim.
‘Bağırmayan Anne Baba Olmak’ sahiden mümkün mü, ne dersiniz? Denemeye değer…

Bağırmayan Anne Baba Olmak

Mürşide Demirkol
Bağırmayan Anne Baba Olmak, Hal Edward Runkel 
Eğitimpedia, 09.07.2017

Daha sade bir yaşam mümkün… Peki ama nasıl?

‘’Çocuklarınız için yapabileceğiniz en harika şey kendinize odaklanmayı öğrenmektir.’’

Peki ama nasıl? Çocukların özellikle kontrolden çıktığı anlarda nasıl davranılmalıdır? Sakin kalarak çocuk büyütmek mümkün müdür? Evlilik, aile terapisti Hal Edward Runkel Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabında pek çok soruya yanıt veriyor. Şiddetsiz iletişimi anlatan Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabı, Ebrar Güldemler’in çevirisiyle Aganta Yayınevinden çıkmış.

Hal Edward Runkel bu kitabında bir reçete ya da 5 günde sakin ve sorunsuz çocuklar için etkili yöntemler vermiyor maalesef. Hızlı sonuç almak isteyen anne babalar için uygun bir kitap olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Kendinize odaklandığınızda ve böyle sakin kalabildiğinizde yaşamakta olduğunuz sorunları hiç yaşamayacağınızı anlatmaya çalışıyor yazar. Ve şöyle ifade ediyor: ‘’Bağırmadan, öfkelenmeden, ‘hadi’ demeden çocuk büyütmek mümkün, denemeye ne dersiniz?”

Gözünüzün önüne çocuklarınızın kontrolden çıktığı bir anı getirin. Eğer kendi duygularınız üzerinde daha fazla kontrolünüz olsaydı, yaşanan durumdan nasıl farklı bir sonuç elde ederdiniz? Bunu hiç düşündünüz mü? Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabının ana vurgusu şu: ‘’Çocuklarınızın üzerinde etki bırakmak istiyorsanız, önce kendi üzerinizdeki kontrolünüzü yeniden kazanmalısınız’’.

Yeni bir bakış açısı sunan Bağırmayan Anne Baba Olmak sadece çocuklarınızla ilişkilerinizde değil tüm ilişkilerinizde faydalı olacak, sevgi ve saygıya dayalı sakin bir aile ortamı sağlamak yönünde bir adım atmanıza yarayacaktır.

Bağırmayan Anne Baba Olmak dört bölümden oluşuyor: Çocuklarınızın gerçekten ihtiyaç duyduğu o ‘’havalı’’ ebeveyn olmak; soğukkanlığınızı korumak için alan yaratmak; sakin kalmak yer yaratmaktır; kendinizi harekete geçirmek. Her bölümün sonunda içebakış soruları var. Bu kitabın en sevdiğim kısmı bu sorular oldu. İşte sorulardan bir kaçı:

  1. Çocuğunuzu korumakla hayatın derslerini öğretmek arasında nasıl denge kuruyorsunuz?
  2. Sonucuna katlanarak ders aldığınız, çocukluğunuzdan bir olay hatırlayın. Ne öğrendiniz? Yanınızda kim vardı ve nasıl destek oldu?
  3. Çocuğunuzun yapmasını istediğiniz hatalar neler? Neden? Bu deneyimden ne öğrenebilir?
  4. Çocuğunuzun hiçbir durumda yapmamasını istediğiniz hatalar neler? Neden? Düşünürken ne kadar kaygı duyuyorsunuz?
  5. Sizce sonuçlara katlanmanın en zor kısmı nedir?

 

Sevgili anne babalar, çocuk büyütmek zorlu bir yolculuk. İşte bu yolculukta oksijen maskesini önce kendinize takmayı unutmayın. Zira önce siz nefes alın ki nefes verebilesiniz.

Çocukları için kendine odaklanmayı öğrenmek isteyen anne-babalar bu kitap sizin için…

Bağırmayan Anne Baba Olmak

Azla mutlu olmak

11 April 2018 16:10  /  Azla Mutlu Olmak, Kitaplar

Selin Güneş
Azla Mutlu Olmak, Francine Jay
Plazadan Dünyaya, 26.10. 2016

Bırak kendini

şeytan tüyünü üfleyen bir çocuk gibi

Tek nefeste,

enfes bir hafiflik

ölçüsüz bir mutluluk.

Bu sözle başlayan bir kitap sevilmez mi? ?

Hiç bir yerde duymadığım, reklamını görmediğim, tamamen tesadüfen bir kitapçıda rastladığım ama çok sevdiğim bir kitabı tanıtmak istiyorum sizlere. Kitabın adı “Azla Mutlu Olmak”. Yazarı Francine Jay, www.missminimalist.com sitesindeki yazılarıyla minimalist yaşam üzerine öneri ve deneyimlerini paylaşıyor ve kendisi gibi düşünen, kendisiyle aynı yaşam hayalleri olan kimseleri bir araya getiriyor. (Tıpkı ismi lazım değil üç hatunun, ismi lazım değil bir sitede yapmayı hayal ettiği gibi. ?  Bayılıyorum böyle insanlara, iyi ki varlar, iyi ki bize ışık oluyorlar.)

Biz Mersinliler “Cehennemden önce son çıkış” ta yaşadığımızdan, yazlık ve(ya) yayla evi olmazsa olmazlarımızdan. Çok ciddi bir maddi sıkıntısı olmayan her ailenin mutlaka yeşil ya da mavi bir ikinci evi olur. Ve şunu iyi biliriz ki, yılın ortalama 3-4 ayını normalden çok daha az eşyası olan bir evde geçirmek gayet mümkündür. Bu her zaman kafamı kurcalamıştır. Neden kışlık evlerimizde o kadar fazladan eşya vardır? Neden eşyalar bize değil de, biz eşyalara hizmet ederiz?

Bunun nedenlerinin şu cümlelerde yattığına inanıyorum ben:

  • Nereden başlayacağım şimdi?
  • Ya lazım olursa?
  • Ama hatırası var.
  • Onsuz ev olur muymuş hiç?
  • BENİM olmalı, ELİMİN ALTINDA olmalı, ben öyle başkasından alamam.
  • Ne zararı var, dolabı içinde duruyor işte?
  • Minimalist yaşam? Bir lokma bir hırka? Bu zamanda? Yok artık ?

Kitapta bunların hepsine ve daha fazlasına doyurucu ve ikna edici cevaplar var.

Kitap önce minimalist yaşam nedir, ne değildir, neden gereklidir, ne yarar sağlar sorularını cevaplıyor. Daha sonra sadeleştirmenin adımlarını STREAMLINE metodunda açıklıyor. Metodun Türkçe açıklamalarını ben uydurdum, zorlamalığı bundandır:)

S (Sil baştan)
T (Transfer, hazine ya da çöp)
R (Rüyandaki hayatta bu eşyanın yeri var mı?)
E (Eşyanın mutlaka sabit bir yeri olmalı)
A (Azalt yüzeylerdeki dolu alanı)
M (Modüllere ayır eşyaları)
L (Limit koy eşya sayısına)
I (İçeri giren her eşya için bir eşya dışarı çıkmalı)
N (Ne kadar azaltsan kardır)
E (Elin hep üzerinde olsun,boş bırakmaya gelmez.)

Sonrasında her bir oda için özel taktikler, ne kadar eşyanın yeteceğine ve daha az eşyayla neler yapılabileceğine dair öneriler, birlikte yaşadığın kişileri ikna etmenin püf noktaları… öyle gidiyor.

Hayatını sadeleştirmek, bu sayede hem kendine, hem ailesine hem de dünyaya iyilik yapmak isteyen herkes mutlaka bu kitabı edinmeli, okumalı.

Bu kitabı önermemin bir nedeni de, röportaj yaptığımız arkadaşlarımızdan sıkça şu cümleyi duyuyor olmamız. “Uzun süre geçinemem diye korktum, ama aslında çok daha az parayla yaşamak mümkünmüş.” Önce evini, sonra hayatını sadeleştirmek; daha az harcama yapmaya, dolayısıyla hayatınla ilgili kararlar alırken daha özgür olmaya yardımcı olabilir. En azından bazılarımız için. ?

Azla Mutlu Olmak

Mutlu olmak zorunda mıyız?

11 April 2018 16:01  /  Kitaplar, Mutlu Beyin

Esra Karadoğan
Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning
Hürriyet Kitap Sanat, 14.12.2017

Sürekli mutluluktan söz ediyoruz. Giysiler, bindiğimiz araba, içtiğimiz içecek bile bizi mutlu edeceği iddiasında… Pek çok kişisel gelişim kitabı ve yaşam koçu da aynı şeyi sayıklıyor. Peki bu kadar kolay mı? Loretta Graziano Breuning ‘Mutlu Beyin’de bambaşka bir bakış açısı sunuyor…

Geçmişte günlük hayatın içinde o kadar çok fiziksel acı vardı ki sosyal acılar ikinci plandaydı. Şimdiyse fiziksel acıdan, avlanmaktan, kazaya uğramaktan ya da kötü hastalıklardan daha az çekiyoruz. Sosyal hayal kırıklıklarına odaklanmak için daha fazla enerjimiz var. Daha az acının var olduğu bir dünyada daha çok acı çekiyor gibiyiz.”
Sürekli mutluluktan söz ediyoruz. Giysiler, bindiğimiz araba hatta içtiğimiz içecek bile bizi mutlu edeceği iddiasında bulunuyor. Pek çok kişisel gelişim kitabı ve yaşam koçu aynı anda sayıklıyor: “Bakış açını değiştir! Mutlu ol!” Peki bu, bu kadar kolay mı? Mutlu olmak zorundayız, çünkü herkes mutlu ya da herkes daha mutlu olmak zorunda gibi bir algı yerleşmiş durumda. Ne zaman ki kendi içimize dönüyoruz, o zaman bir sürü hayal kırıklığı, öfke ve acıyla yüzleşiyoruz. “Herkes mutluyken ben neden mutlu olamıyorum?” sorusu sessizce beynimizi kemiriyor. Fakat ‘Mutlu Beyin’in yazarı Loretta Graziano Breuning farklı bakış açısına sahip bir öğretim görevlisi ve “Hayatta kalmak üzere tasarlandık, sürekli iyi hissetmek için değil” diyerek bu duruma karşı çıkıyor.“Size hayatta kalmaya odaklanmış bir beyin miras kaldı. Siz böyle düşünmeyebilirsiniz ama bir toplantıya gecikme konusunda endişelendiğinizde ya da yanlış bir şey yediğinizde ya da her şeyin berbat gittiği bir günle ilgili endişelendiğinizde hayatta kalma odaklı beyniniz devreye girer.” Mutluluk beynimiz tarafından yönetilen bir his ve beynimizin, kendini çocukluktaki deneyimlerle şekillendirme ve genlerimizin de hayatta kalmasını önemseme gibi gariplikleri var. ‘Mutlu Beyin’, size mutluluğa giden yolda gerçekte var olmayan mucizevi çözümler sunmuyor. Sadece “Beynin, aslında çok da karmaşık olmayan fizyolojisini tanırsanız kendinizi mutlu etmeyi başarırsınız” diyor.
Gerçekten mutlu olmak mümkün mü? Çoğu insan, dünyanın gidişatını gösterip “Hayır!” cevabını verecektir. Evet, dünya kötü bir yer, üstelik gün geçtikçe daha kötü bir yer haline geliyor. “İçinde bulunduğumuz dünyanın gerçeğini görmezden gelemezsiniz, fakat sizi mutlu hissettiren nedenlerin peşinden gidip, beyninizde neler olup bittiğini bilirseniz bunu kontrol edebilirsiniz” diyor kitap ve beynimizde salgılanan dört mutluluk kimyasalını tanıtıyor: Serotonin, dopamin, oksitosin, endorfin. Bunları bilmek açacağımız kapının anahtarına sahip olmak gibi. Başlarda biraz zor gelebiliyor fakat tüm bunlar anlatılırken çok yalın bir dil kullanılmış, ilgiyi kaybetmeden okumaya devam ediyorsunuz.
“İşin üzücü yanı, mutluluğun da bir kısırdöngüsü olması” diyor yazar. Ulaşmak istediğiniz kariyer hedefi, yeni bir ev, araba, hatta büyük ödüller… Bunlar insanı mutlu edebilir, evet. Fakat o hayalini kurduğunuz ödülü aldıktan, tören bittikten bir süre sonra mutlu kimyasalların emilimi de biter. Beyin yine olası tehditleri gözden geçirmeye başlar, “Ya yeni projemi sevmezlerse” gibi düşünceler sizi ele geçirir. “Yeni bir gezegen bile keşfetseniz mutlu kimyasal salınımı sonsuza kadar sürmez. Gezegeninize her gün bakabilirsiniz ama yine de her an onu keşfettiğiniz zamanki mutluluğu hissetmezsiniz. O hissi yeniden istersiniz. Bu ihtiyacı başka yollarla doldurmaya çalışırsınız, bu da sizi yeni bir gezegen aramaya teşvik edebilir.” Bu yüzden yeni sevgili, yeni kariyer, yeni olan pek çok şey bizi heyecanlandırır.
Mutluluğa dair sorular hem kafanızı karıştırıyor hem de mutluluğun o kadar da gerekli olup olmadığından şüphe duyuyorsanız bu kitap tam da size göre.

Mutlu Beyin

Mutlu Beyin

11 April 2018 15:52  /  Kitaplar, Mutlu Beyin

 

Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breunning
Bir Anne Doğdu, 11.2017

Loretta Graziano Breunning’in yazdığı, Aganta Kitap tarafından yayınlanan ve çevirisini Ebrar Güldemler’in yaptığı Mutlu Beyin’i okudum geçtiğimiz hafta. İlginç bir konusu var: İnsan motivasyon teorileri hakkında öğrendiklerinden ikna olmayan yazar, memeli hayvanları inceleyerek beyin kimyalarını çözmüş ve orada olup bitenler ona kendi kimyamızı -dolayısıyla hormon salınımlarımızı- kontrol edebileceğimiz fikrini vermiş olmalı ki bu konuda kaynaklar yaratmaya başlamış. Mutlu Beyin de bu kaynaklardan biri. Evet, kulağa oldukça ilginç geliyor. Kitap da oldukça ilginç zaten.

Okumaya ilk başladığımda yazarın davranışçı psikologlardan biraz fazla etkilenmiş olup olmadığını düşündüm. Bir kitapta, davranışçıların duygulara yaklaşımı hakkında bir benzetme okumuştum: insanları bir kahve otomatı gibi değerlendirdiklerinden bahsediyordu. Yani biri gelir, düğmeye basar, bir şey tetiklenir ve içeride bazı (hormonal) şeyler olur, kahve (yani tepki) meydana gelir. Kitabın başlangıcında davranışların tamamıyla hormonlara bağlanıyor olması bende bu etkiyi yaptı sanırım. Fakat sonrasında duygusal salınımlar için zihinsel bazı katkıların olması gerektiğiyle ilgili bölümler geldi, ben de kitabı okumaya devam etmeye karar verdim.

Duygu denince insanın aklına romantik şeyler geliyor. Kalbi şeyler. Halbuki duyguların kalple pek de ilgisi yok. Duygular zihinle ilgili şeyler.Duygularımızı beynimiz kontrol ediyor. Böyle söylendiğinde kulağa pek romantik gelmediğinin farkındayım ancak işin gerçeği bu. Bu nedenle eğer zihninizi kontrol etmeyi öğrenirseniz, duygularınızı da kontrol edebilirsiniz. Kitap bu gerçeği ve bunu nasıl yapabileceğinizi anlatıyor.

Kendini sürekli iyi hissedebilmek için kendini iyi hissetmeni sağlayan hormonları tanımak ve onları beynine -kendi kontrolünle- nasıl salgılatabileceğini öğrenmek kulağa çok hoş gelmiyor mu? Eğer bunu yapıp yapamayacağınızı denemek istiyorsanız bu kitabı okumalısınız. (Bir ipucu vereyim: Yapabilirsiniz.)

Kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan dört hormon: Serotonin, Dopamin, Oksitosin ve Endorfin. Bunları beynimiz sadece bazı durumlarda salgılıyor. O durum ortadan kalktığında da hormon salınımı normal haline dönüyor. Bu “bazı durumları” öğrendiğinizde sürekli iyi hissedebileceğiniz şekilde beyninizi kontrol edebiliyorsunuz. Yani ruh halinizi belirli bir seviyede tutmayı başarabiliyorsunuz. Üstelik bunu öğrenmek 45 gününüzü alıyor.

Mutlu Beyin